Hastasıyız dede!
(Source: jennycockles, via rastafarhyme)
Bazen içimden diyorum ki “Keşke şu hayatım bir film olsa, yaşadıklarım sadece kaliteli bir prodüksiyonun ürünü olsa…”
Çektiğim acılar bu kadar yaralamazdı her düşündüğümde beni…
Güzel şeyler yaşamıyor değilsin.
Fakat o kadar sınırlı sayıdalar ki sanki hepsi kaderin piçliği… “Sus ve yalamaya devam et!” der gibi kesin, kısa süreli. Ağlayan bebeğin ağzına nefretle sokulan bir emzik gibi. Sus payından fazla değil.
Bazen de diyorum ki “Yahu nedir şu hayatla alıp veremediğin… Kendinden ne istiyorsun? Ne yetmiyor sana? Niye tatmin olamadın bir türlü yani?..”
Sonra farkediyorum ki ben baya baya kendimle konuşuyorum. Böyle benim ses tonumla zihnime seslenen en az 5 farklı kişilik.
Kafamın güzel olmasını bu yüzden sevmiyorum. Gerçek kimliğim ortaya çıkarcasına bedenimin içinde gizlenen promosyonlarım bir köşeden diğer köşeye zıplıyorlar ve SUSMUYORLAR!
1000 kaplan gücünde saldıran onlarca farklı ben.
Tanrı, baleyi çok severdi.
Parmak uçlarında, bacaklar gergin, ayaklar kasılmış, popo sıkı, boyun dik… Ve yukarı doğru uzuyoruz!
Dik durmak zorundasın.
Bir süre sonra incindi bileklerim…
Daha fazla devam etmek istemiyorum bu oyuna…
Impressive welded sculptures by Portland-based artist Brian Mock - this one titled “Ripley’s Dog”. Made entirely out of found/discarded objects to give them a new life. Check out his site for more incredible pieces.
(via remediosthebeauty)
Zihnimin karanlık kuytularında saklanmaya başladım yine
Burada gerçekler yok
Yok olasılıklar
Kötü olan herşey geride kaldı
Sadece ben
Duyuyorum hıçkırıklarımı
Titremelerim yankılanıyor duvarlarda
Yapamadım işte
Başaramadım
Beceremedim yalandan mutlu gözükmeyi
Takamadım binbir çeşit süslü maskelerden birini
Zaten cildim hassastı
Alerji yaptı
Başaramadım işte
Yine de burada
Herşey geride kaldı
Bütün insanların ölüm haberine verdiği tepkinin ortalaması genellikle üzüntüdür. Kişinin yakınıysa ölen kişi, üzüntü daha şiddetlenir. Falan…
Hayır benim sorunum tamamen ölüm haberine verdiğim tepkiyle alakalı.
Yani insan üzülür değil mi?
O kadar da şerefsiz, taş kalpli bir piç değilim; tabiki üzülüyorum.
Ama tanıdığım, çok sevdiğim insanların ölümünü öğrendiğimde yeteri kadar üzülemiyorum. Ağlayamıyorum bile.
Buna gurur yapıyorum ciddi ciddi. Ne bileyim üzülemeyince ölen kişiye haksızlık yapıyormuşum gibi hissediyorum. Bunu düşünmek de üzücü fakat…
Örnek verecek olursam; geçen senelerde ananemin kardeşinin eşi vefat etmişti. Dedem sayılırdı. Beni çok severdi. Bende onu çok severdim.
Sigara tiryakisiydi. Gırtlak kanseri oldu önce. Kanserli bölgeyi aldılar. Boğazında bir delikle yaşayacaktı artık. Ameliyattan sonra ziyaret ettiğimizde beni gördüğüne o kadar sevinmişti ki…
Daha sonra alzaymır olduğunu öğrendim. En sonunda da ölmüştü.
Cenaze evine gitmek istemedim. Yeterince üzülemedim. Hiç ağlamadım.
Dedemin ölümünde de yeterince üzülememiştim. Hiç ağlamamıştım.
Bu hiç hoş birşey değil.
Bunu onlarca defa yaşadım. Fazlasıyla garip aslında…
Şöyle ki, ne zaman gerçek bir ilişkim olsa (sevgiline karşı beklentilerin başladığı, karşındakine bağlanmaya başladığın, işlerin ciddileştiği ve sonunda güm diye patlayarak bittiği türden) belli bir şarkıyı takıntı haline getirmeye başlıyorum. Ve adeta o şarkı, ilişkimin sonunu belirliyor.
Garip olanı ise ya karşımdaki kişinin tepkileri ve düşünceleri ya da benim ağzımdan çıkan cümleler mutlaka takıntı yaptığım şarkıda geçen bir veya birkaç cümle oluyor ya da şarkının teması…
Her seferinde bunu yaşadığım için bir çeşit müneccim falan olmam beklenir aslında değil mi? Bir süre sonra bitecek bir ilişkiyi ağzına dolanan veya sürekli dinlemeye ihtiyaç duyduğun o şarkı sana en başında anlatıyor.
Sonunda nasıl yıkılacağını bir başkasının ağzından defalarca kere dinlemeye muhtaç olmak…
Gerçekten çok garip.
Onlara lanetli şarkılarım diyorum. Mümkünse, onlara tapsam dahi bir daha o şarkıları dinlememeye çalışıyorum.
Ama ne gerek var ki böyle bir davranışa… Bu, psikolojide tepkinin yön değiştirmesi olarak geçiyor ve son derece mantıksız bir hareket!
Hayır, tek sebebi; o şarkıları her dinlediğimde karnım oyulmuş gibi hissetmem… Sanki iç organların tek tek çıkarılıp fırlatılıyor; o yumuşak bölge bir daire şeklinde kesiliyor ve çıkarılanların yerine bir buz kütlesi yerleştiriliyor. Üşümeye başlıyorum. Kemiklerimin sızladığını hissediyorum. Bir parçam her seferinde keskin bir aletle acımasızca parçalanıyormuş gibi hissediyorum.
Acı veriyor. Her seferinde…